Vahit Tursun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vahit Tursun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2023 Çarşamba

VAHIT TURSUN ROMEIKA DİLİNDE İKİNCİ KİTABİNİ YAYINLADI

Yok olmak üzere olan Romeika dilinde derlediği hikaye, mani, türkü ve derlemeleri kitaplaştıran araştırmacı-yazar Vahit Tursun, anadilinin korunması için çabaladığını söyledi. 


Trabzon'dan Yunanistan'a 33 yıl önce giden araştırmacı yazar Vahit Tursun, bölgede konuşulan dillerden olan Romeika üzerine yaptığı çalışmaları kitaplaştırdı. 2019 yılında “Romeika-Türkçe Sözlük Trabzon Rumcası” isimli sözlüğü çıkaran Tursun, dil çalışmalarına devam ederek, bu kez daha kapsamlı bir çalışmaya imza attı. Tursun, yakın zamanda Heyemola Yayınları’ndan çıkacak olan “Romeika (Karadeniz Rumcası)” kitabında, Rumca hikaye, anektot, mani ve derleme gibi yazıların yanı sıra Romeika gramer bilgileri ve farklı kentlerde konuşulan Rumca ağızların karşılaştırmalarına yer veriyor. Karadeniz bölgesinde konuşulan ağızların yanı sıra, 1923 müdahalesi ile Kıbrıs, Yunanistan, Girit ve Batı Trakya gibi yerlere göçmek zorunda kalan Rumların ağızlarına da derlemesinde yer veren Tursun, Romeika'nın gelecek nesillere aktarılması amacıyla önemli bir çalışma hazırladı.



1966 Trabzon Çaykara doğumlu olan Tursun, Trabzon ve Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşadıktan sonra maddi sorunlardan kaynaklı 1990 yılında Yunanistan'a giderek Atina'ya yerleşti. Burada çeşitli işlerde çalışan Tursun, son yıllarda ise dil çalışmalarına yoğunlaştı. İlk olarak Romeika-Türkçe Sözlük çıkaran Tursun, şimdi de daha kapsamlı bir çalışmayla Romeika'yı tanıtıyor.
TÜRKÇEYİ OKULDA ÖĞRENDİ 
 
Vahit Tursun ile hayatı, yeni çalışması ile Romeika'nın geçmişi ve geleceği üzerine konuştuk. Okula başladığında hiç Türkçe bilmediğini söyleyen Tursun, 3 ya da 4'üncü sınıfta Türkçe öğrenebildiğini aktardı. 1'inci sınıfta farklı bir dille karşılaşmanın çok zor olduğunu ifade eden Tursun, "İlkokul bittikten sonra Kuran kursuna verildim. Orada hoca Rumca bildiği için zorlandığımız yerde Rumca konuşuyordu. 24 yaşına kadar öğrenebildiğim Türkçe ile ancak sokakta yol sorabilirdim. Mesela iş istemeye gideceğim zaman kullanacağım cümleleri aklımda tutmaya çalışırdım. Ancak içeri girince hepsini birine karıştırırdım. Zaten anadilinin Türkçe olmadığı hemen belli oluyor. Bu tabi bazen küçümsenmenize ya da birikimsiz biri gibi görülmenize neden oluyor. İnsanlara bunu anlatamıyorsunuz. Kendisi birikimsiz bile olsa, sizin Türkçe konuşamamanızı yadırgıyor ve küçümsüyor" dedi.
 
KİTAP 3 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR
 
Kitabının 3 bölümden oluştuğunu aktaran Tursun, ilk bölümde yaşanmış kısa hikayeler, kendi yazdığı Romeika metinlerin ve Pontos mitoslarından olan Phriksos ve Relias mitoslarının çevirisi olduğunu belirtti. Yine Trabzon'un farklı köylerinden derlemelerin yanı sıra bazı mani ve türkülerin bulunduğunu kaydeden Tursun, ikinci bölümde ise Romeika, Eski Helence, Yeni Helence ve Yunanca karşılaştırmalı gramer bilgilerinin bulunduğunu söyledi. Son bölümde ise dil bilimsel analiz bulunduğunu ifade eden Tursun, "Yani Romeika lehçe olarak ne gibi değişimler yaşamış. Nerelerinde sesler düşmüş, ses öbekleri gibi Romeika'nın şekillenişiyle ilgili bilgiler var. Lehçeler arasında karşılaştırma yaptım. Atika lehçesi, Girit Rumcası, Kıbrıs Rumcası, Trakya Rumcasının yanı sıra Romeika'nın Giresun lehçesi, Tonya şivesi arasında bir karşılaştırma var. Dil bilimsel açıdan böyle bir karşılaştırma hiç yapılmamış. Dil bilimciler için faydalı bir çalışma oldu" ifadelerini kullandı.
 
'KAYBOLACAĞI DÜŞÜNCESİ KORKUNÇ'
 
Memleketinden küçük yaşta ayrıldığı için anadiline karşı hep bir özlem duyduğunu dile getiren Tursun, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan diller atlasında yer alan Romeika için bir şeyler yapmak istediğini belirtti. Tursun, anadilinin kısa sürede kaybolacağı düşüncesinin korkunç bir şey olduğunu ifade ederek, "Doğada hepimiz bir şekilde kaybolacağız. Ama doğa kendisini bir şekilde yeniliyor, insanlar ve canlılar ölüyor ve yerlerine bir başkası geliyor. Fakat bir dil öldüğünde geri dönüşü olmayacak. Bir dilin oluşması için binlerce yılın insanlık birikimi gerekiyor. Bir dil yok olduğu zaman binlerce yıllık bir dünya tamamen ortadan kalkmış oluyor. Bunu düşündüğüm zaman ağlayasım geliyor" diye belirtti.
 
‘ANADİLİNİZE SAHİP ÇIKIN'
 
Romeika'nın yüz yıllardır eğitimde kullanılmadığı için güncele senkronize olamadığını sözlerine ekleyen Tursun, bu nedenle günümüzde kullanılan birçok kelimenin Romeika'da bulunmadığına dikkat çekti. Romeika'nın artık sadece köylerde ve güncel hayattan kelimelerle kullanıldığını ifade eden Tursun, "Bu durum da dilin erimesine yol açtı. Bununla da asimile oluyoruz, güncel olarak kullandığımız kelimeler azalıyor" şeklinde konuştu.
 
Bu tarz çalışmaların başkaları tarafından da yapılması gerektiğini vurgulayan Tursun, şunları söyledi: "Ama en önemlisi bölge halkının bu dilden utanmaması gerekiyor. Genelde bölge insanında Türkçe bilmemenin getirdiği bir kendini küçümseme ve ifade edememe kompleksi oluşturuldu. Anadilimiz  çok değerli, tanıyalım, çocuklarımıza öğretmekten çekinmeyelim.”
 
MA / Tolga Güney

 

Kaynak

 

2 Haziran 2021 Çarşamba

Trabzon Rumcası sözlüğünü derleyen Tursun: Romeika Sokrat’ın dilidir

 Uzun süredir Yunanistan’da yaşayan araştırmacı yazar Vahit Tursun’un Heyamola yayınlarından çıkan Romeika-Türkçe Sözlük’e (Trabzon Rumcası) Türkiye’den ilgi yoğun. 

Yazar Tursun, “Şu an Trabzon ve çevresinde konuşulan Romeika dili Antik Yunan’da konuşulan dilin aynısıdır. Yani Sokrat’ın yani Aristotales’in konuştuğu dildir” dedi.

Dilin yaşaması için eğitim olarak sunulması gerektiğini söyleyen Tursun, “Doğu Karadeniz’de yaşayan insanların böyle bir talebi olamaz. Çünkü talep bile güvenli bir ortamda ifade edilir” dedi.

Yeni1Mecra’dan Kübra Kırımlı’ya konuşan yazar Vahit Tursun lokal bir çalışma olmadan, internet üzerinden yaptığı görüşmeler sonucunda bu sözlüğü derlediğini söyledi. Tursun, “Anadilim Romeika’cadır. Ben de anadilim için bir şeyler yapmak istedim. Yaklaşık 24 yıldır üzerinde çalıştım ve 14.400 kelime kaydettim. Eğer lokalde çalışmış olsaydım 5.000’in üzerinde daha kelime kaydedebilirdim. Ama koşullar böyleydi” diye konuştu.

Vahit Tursun.

Romaika ile ilgili çalışmalarından dolayı eski Devlet Güvenlik Mahkemeler’nde (DGM) yargılandığını belirten Tursun bu nedenle 17 yıl Türkiye’ye gelemediğini söyledi. Tursun, “Devlet bu dilin yaşamasını istemiyor. Bu dili konuşmak isteyen ve yahut üzerinde çalışma yapmak isteyenlere reva görülen durum benim yaşadığımdır” dedi. 

Talep bile güvenli ortamda ifade edilir

Bir dilin yaşamasının en başat koşulunun anadilde eğitim olarak sunulması olduğunu ifade eden Tursun, şöyle konuştu:

“Bugün Doğu Karadeniz’de yaşayan ve bu dili kullanan insanların böyle bir talebi olamaz. Çünkü talep bile güvenli bir ortamda ifade edilir. Güven ortamı oluşmadan bir şey talep edilemez. Bu konu ile ilgili tüm inisiyatif devletin elinde, devletin keyfiyetindedir. Aksi halde anadilinde konuşanlar ve anadilini isteyenler yargılanıyor. Örneği benim. Vahit Tursun’un başına gelenler ortada.”

Heyemola yayınlarından çıktı.

Romeika’nın ve günümüzde Yunanistan’da konuşulan modern Yunan dilinin aynı olduğunu ifade eden Tursun, “İkisi de aynı dil. Dilbilimciler ve biliminsanları bize bu bilgileri zaten sunuyor. Şu an Trabzon ve çevresinde konuşulan Romeika dili Antik Yunan’da konuşulan dilin aynısıdır. Yani Sokrat’ın yani Aristotales’in konuştuğu dildir” dedi.

Sözlük Türkiye’de ilgi gördü

Sözlük’e Yunanistan basınından çok ilgi olmadığını, Diaspora’nın da çok gündeme almadığını ve bu duruma üzüldüğünü ifade eden Yazar Tursun, “Türkiye’de çok büyük ilgi ile karşılandı. Çok şaşırdım ve mutlu oldum. Sonra dünya basını buna ilgi gösterdi. Sözlük ikinci kez basıldı. Bu kadar ilgi gösterileceğini düşünmemiştim. Mutlu oldum’’ şeklinde konuştu.

Kaynak: YeniBirMecra 

21 Şubat 2021 Pazar

Doğu Karadeniz’in yok oluşa direnen dilleri: Lazca, Hemşince, Gürcüce, Romeika

 Eren Dağıstanlı 

Doğu Karadeniz bölgesi diller ve kültürler açısından zengin olduğu kadar bir yandan da bu zenginliklerin yok oluşuyla karşı karşıya

Doğu Karadeniz’in yok oluşa direnen dilleri: Lazca, Hemşince, Gürcüce, Romeika


Doğu Karadeniz bölgesi diller ve kültürler açısından zengin olduğu kadar bir yandan da bu zenginliklerin yok oluşuyla karşı karşıya.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) "Tehlike Altındaki Diller Atlası"na göre, Türkiye'de 15 dil tehlike altında. Bu 15 dilin içerisinde Doğu Karadeniz’de konuşulan Lazca, Hemşince ve Romeika da bulunuyor.

Doğu Karadeniz’de dillerinin yok olmaması için mücadele edenlerin ortak dertleri ve mücadeleleri ortak.

21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde, Doğu Karadeniz’in yok oluşa direnen dillerini, Lazca, Hemşince, Gürcüce ve Romeika üzerine çalışmalar yaparak mücadele edenlerden dinleyeceğiz.

Atina’nın (Pazar) Xunar köyünde doğan İsmail Güney Yılmaz; Lazca ve Lazlık üzerine yazınsal üretim alanında çalışmalar yürütüyor. Yılmaz’ın Zemsku (Karatavuk - 2014), Şinaxeri (Saklı - 2019) adında iki Lazca kitabı ve yayımlanmayı bekleyen ve Laz sosyolojisine eğilmeye çalışan bir kitabı bulunuyor. Yılmaz aynı zamanda 2013'te çıkan Lazca siyasi gazete Ağani Murutsxi (Yeni Yıldız) ve 2020'de Laz Kültür Derneği desteğiyle yayın hayatına başlayan Lazca edebiyat dergisi Uncire'nin (Uykusuz) emekçilerinden.

Gençler arasında Lazca bilme oranı çok düşük

Lazların nüfusu herkesin kendi keyfine göre yorumladığı spekülatif bir mesele olduğunu söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti:

"Lazca konuşan kişi sayısı da öyle. Elde resmî bir veri yok ama dağılım alanlarından bir tahmin yapılabilir. Lazlar, Rize'de Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Çamlıhemşin, Artvin'in Arhavi, Hopa, Borçka ilçeleriyle, Batı Karadeniz ve Doğu-Güney Marmara'daki muhaceret alanlarında konuşuluyor. Benim tahminim Laz nüfusunun 400 binden fazla olduğu yönünde. Maksimum 500 bin olabilir diye düşünüyorum. Lazcayı kaç kişinin konuştuğuysa daha tartışmalı bir konu, zira tüm Lazlar Lazca bilmiyor. Özellikle gençler arasında, bölge dahil Lazca bilme oranı çok düşük. Bu zaten, Lazcanın yok olma tehdidiyle karşı karşıya neden olduğunu özetliyor. Lazcayı daha çok kadınlar konuşuyor lakin onlar da belli bir yaşın, 50'nin, üzerinde olan kadınlar. Bir de her iki cinsiyetten 65-70 yaş üstü diğer fertlerde konuşma yoğun. 40-50 yaş üstü erkekler Lazca bilse de Türkçeyi daha çok tercih edebiliyorlar. Neyse ki Lazcanın bir kalesi var. Burası Fırtına vadisinde Çamlıhemşin'deki ve Ardeşen'in yüksek yerlerindeki Laz köyleri. Buralarda çocuklar dahil hâlâ yoğun Lazca konuşuluyor. Bu istisnai alan hariç Lazca her yerde jenerasyon değişimiyle yaşamdan hızla çekilmekte"

Devlet tarafından uygulamada olan Lazca seçmeli dersleri yorumlayan Yılmaz, "Zaten Lazların evvelden beri bu alanlarda mücadelesi vardı. Televizyon yayını talebi olumsuz cevap aldı hep ama seçmeli derslere başlandı. Laz Enstitüsü'nün çabalarıyla Lazca ders kitapları hazırlandı, az da olsa Lazca öğretmeni yetiştirildi. Ancak ilginin az oluşu sorunu aşılamadı, geçtiğimiz dönem hiç Lazca sınıfı açılamadı. Tüm ilçelerde sınıflar açılabildiği zamanlarda da öğrenci sayısı birkaç yüz kişi de kalabildi. Bunun birkaç sebebi var. Biri Lazların Lazca okur yazarlığa yabancılığı ve başka seçmeli dersleri daha çok önemsemesi. İkincisi ise okul yönetimlerinin uyguladığı fiilî engeller" dedi.

ismailguneyyılmaz.jpg
İsmail Güney Yılmaz

 

Lazca topluma dokunursa yaşayabilir

Lazcayı yaşatmanın temel yolunun; kültür hareketini tabana ve topluma yayabilmekten geçtiğini düşündüğünü belirten Yılmaz: "Bunun için de salt Lazcacılık, Lazca için sembolik işler yapmak değil, politize olmak gerekiyor. Lazcanın yok olma sorunu Lazların sorunu olmadan bu dil kurtulamayacak. Bugün yapılan işler ileride sadece bir avuç insanın iyi niyetli çabası olarak anılacak. Epey vakittir Laz çevresinde görülen sadece Lazca gözlükleri takıp, başka hiçbir meseleye dair söz söylerken görünmemeyi ben doğru bulmuyorum. Biz bu ülkede, bu dünyada yaşıyoruz, bu coğrafyadan, bu hayattan etkileniyoruz. Genel toplumsal hareketin bir parçası olarak mücadele etmek gerek. Doğada, çay tarımındaki sorunlar, insan hakları ihlalleri de bizim problemimiz. Sözümüz olmalı. Kimlik ile sınıfı ayırıp, salt kimlikle sınırlı olan düşük yoğunluklu bir hat çizmek bu darlığı kalıcılaştırır. Laz halkının başka sorunlarına da dokunabilmek gerek, Lazcanın yok oluşuna karşı duyarlılığın da kitleselleşebilmesi için. Lazların içinde olmak lazım. Yazılı üretimin, aktif medya kullanımının yanı sıra bu topluma dokunma, yayılma istidadının da Lazcayı yaşatabilecek başat çıkışlardan olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Resmiyetten uzak, bulutlara yakın: Hemşinliler

Hopa, Kemalpaşalı olan Hikmet Akçiçek, uzun yıllardır Hemşince ve Hemşin kültürü üzerine araştırmalar yapan kişilerden. Türkçe’yi ilk okula başladıktan sonra öğrenen Akçiçek şu anda İstanbul’da yaşıyor. Akçiçek; Hemşin müzik grubu Vova, Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği – Hadig’in ve Hemşin Kültür, Dil ve Tarih Dergisi Gor’un kurucuları ve emekçileri arasında yer alıyor.

 


Hemşinliler’in bir coğrafyadan ismini aldığını belirten Akçiçek; "Aslında orijini Rize’nin Çamlıhemşin ve Hemşin bölgelerine dayanan bir halk Hemşinliler. Onun öncesinde İran’dan, bugünkü Ermenistan sınırı içerisinde Sevan gölünün çevresinden, 700-800. yıllarda bir savaştan çıkarak gelen bir topluluk olarak geçiyor. Çamlıhemşin ve Hemşin bölgesine yerleştiriliyor. Gelen kişinin liderleri, prensleri Hamam isimli. Şehrin adına da o kişinin adı veriliyor. Hamamshen, Hamşen, Hemşin… Orada yaşayanlar Hamşenli veya Hamşetszi deniyor. Burada yaşayan halk Hrastiyan bir halk. Osmanlı’nın o bölgeyi fethiyle birlikte göçler başlıyor. Bir kısım batıya Samsun’a kadar göçüyorlar Hemşin’den. Onlar daha sonra Rusya’nın Soçi ve Abhazya taraflarına geçtiler hem göçerek hem de sürülerek. Bizler de, Hopa’daki Hemşinliler de bir şekilde Hemşin bölgesinden doğuya doğru geçerek Hopa taraflarına gitmişiz. 1700lü yıllara denk geliyor, Hopa’daki Hemşinliler’in Hemşin denilen bölgeden gelmesi"

hikmetakçiçek.jpg
Hikmet Akçiçek

 

Hopa, Kemalpaşa ve 93 harbi döneminde Hopa’dan Düzce ve Adapazarı bölgesine göç edenlerin Hemşince konuştuğunu belirten Akçiçek: "Bir de bugün Abhazya ve Soçi’de yaşayan grup da Hemşince konuşuyorlar; ama onlar konuştukları dile Hemşince demiyorlar, Ermenice’nin bir diyalekti olarak değerlendiriyorlar. Hopa’daki Hemşinliler dilimizi doğrudan Hemşince olarak ifade ediyoruz. Rize tarafındaki Hemşinliler Hemşince konuşmuyor ve bilmiyorlar; Türkçe konuşuyorlar. Fakat konuşmalarının içerisinde çok sayıda Hemşince ve Ermenice kelime barındırıyorlar. O bölgedeki insanlar Hemşince biliyor muydu daha önce, unuttular mı sonra veya Hemşince bilmiyorlardı da oradaki Hemşinlilerle beraber yaşadıkları için dilen kelimeler aldılar? Bu konu açıklığı çok kavuşmuş olan bir konu değil. Farklı iddialar var bu konuyla ilgili"

Yaylacılık bitiyor

Hemşinliler kapalı toplum yapısından geldiğini, öncelerde tarım ve hayvancılık üzerine bir ekonominin hakimiyetinden bahseden Akçiçek: "Hemşinliler de çok bariz bir yaylacılık geleneği vardır. Hemşin kültürünün yaşaması ve aktarılması konusunda da yaylacılık geleneğinin bir fonksiyonu vardır. Çünkü yaylalarda, o yüksek yerlerde resmiyetten uzak Hemşinli Hemşinliye bir yaşam sürüldüğü için Hemşin kültürü orada daha bir kök salıyor ve gelecek kuşaklara aktarılıyordu. Son yıllarda kapalı ekonomi yapısı açılınca, kentleşmeler, eğitimler vs yaylacılık kültürü özelliği yitirdi. Yaylacılık biraz daha turistik ve kültürel boyutlu bir duruma dönüştü. Böyle olunca da Hemşin kültürü içindeki üretici, yaratıcı özellikli kültürü aktaracak bir özelliği kalmadı"

Haycanlılıktan nakliyeciliğe

30-35 bin civarında insanın Hemşince konuştuğunu düşünen Akçiçek, Hemşinlilerin ekonomik dönüşümünü; "Mesleki olarak hayvancılık çok yaygındı. Hemşin koyun sürüleri Kafkasya’dan Iğdır’a kadar yayılan bir alanda barınabiliyorlardı. Şimdi eskisi gibi yoğun hayvan sürüleri ve hayvancılık yok. Bunun yerini nakliyecilik aldı diyebiliriz. Önce kamyonculuk, sonra tırlar, onun devamı olarak nakliyecilik. Hopa Hemşinliler de en yoğun faaliyet nakliyecilik denebilir. Bunun yanında çay tarımı da bölgenin önemli ekonomik kaynaklarından. Batı Hemşinlileri için de Rusya gurbetinden kaynaklanan pastacılık ve fırıncılık önemli ekonomik faaliyetler arasında" şeklinde aktarıyor.

İğneyle kuyu kazıyoruz

Akçiçek bireysel çabalarla Hemşincenin yaşatılabilmesinin zor olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

"Bunun için çok daha farklı şeylerin hayata geçmesi gerekiyor. Beklenti olarak demiyorum; ama nesnel olarak devletin yani kamunun ülkede var olan Türkçe dışındaki dilleri kendi kültürel varlığının bir parçası olarak değerlendirip, bu dillerin yaşaması için bir anlayışın oluşması ve bunların desteklenmesi gerekiyor. Türkiye’de Lazca olsun, Hemşince olsun, Kürtçe olsun diğer dillerin küçük topluluklara ait dillerin yaşatılmasıyla ilgili çabalar, tamamen bu topluluklarda yaşayan kişilerin sorumluluk duygusuyla ortaya çıkıyor. Birçoğu da kültür ve dil konusunda eğitimi olmayan insanlar. Ben de onlardan biriyim. Hemşin ezgilerini derleyip müzik yapıyorsun, albüm haline getiriyorsun gelecek kuşaklara aktarmak ve belgelemek adına; ama eğitimimde müzikle ilgili hiçbir şey yok. Biz böyle iğneyle kuyu kazar gibi kendimiz de öğrenerek bir şeyler yapıyoruz. Dolayısıyla bu çabalarla bu dillerin korunması bir yere kadar olur, ötesi olmaz. Bunlarla ilgili kurumsal düzenlemelerin ve yapıların olması gerekiyor. Bunun kamu kaynaklarından kültür politikası olarak geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor"

Göksel Yılmaz ve Fatih Meydan Şavşat Bazgiret’de doğmuş ikin genç Gürcü. İstanbul’da yaşan Göksel Yılmaz anadili olan Gürcüce’nin yayılması için kadınların ön planda olması gerektiğini düşünüyor ve bu alanda çalışıyor. Fatih Meydan ise Artvin’de yaşıyor, bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da Gürcüce seçmeli derslerde eğitim vermiş biri.

Fatih Meydan; Gürcülerin yerleşik olarak Artvin bölgesinde, 93 harbi döneminde gelenlerin Doğu Marmara’da ve Orta Karadeniz’de yaşadığını, göçle gelenlerin Batum civarından gelen Gürcüler olduğunu, Artvindekilerin ise yüzyıllardır aynı köylerde yaşadıklarını belirtiyor.

Göksel Yılmaz, Türkiye’deki yerleşik Gürcü sayısının 2-2,5 Milyon olduğunu söylüyor. Yılmaz: "Ne kadarı Gürcüce konuşuyor bu tartışılır, böyle bir rakam da yok benim bildiğim kadarıyla. Anadilleri Gürcüce olup, ailelerinde Gürcüce konuşanlar mevcut, ancak kendileri genelde konuşamıyorlar. Özellikle 90lı yıllardan sonra doğanlarda bu dili konuşma yeterli düzeyde değil. Sonradan biraz daha farkındalık başladığı için aileler tarafından çocuklarına Gürcüce öğretilmesine yönelik talepler olabiliyor"

 


Gürcüce konuşan iki vadi

Günlük hayatta, mahallede gezerken Gürcüce duyabilecek iki vadiden bahseden Meydan: "Borçka Maçahel vadisi ve Şavşat’taki İmerhev vadisi. İnsanların günlük hayatta gezerken Gürcüce konuştuğunu duymak çok zor. Bu vadilerde de giderek azalıyor. Artvin’de benim çocukluğumda ve şimdiki durum arasında bile çok fark. Bazgiret İmerhev vadisinin en yüksek ve en kapalı köyüdür. Orda bile 30 yaş altında Gürcüce konuşanları parmakla sayabilirsin. Benim bildiğim şu anda iki üç çocuk var. Maçahel’de de aşağı yukarı durum aynıdır. Bize eskiden anlatılan, anadili konuşmayla ilgili yasaklar ve dışardan gelen engeller durumu artık yaşanmıyor. Ben hiç yaşamadım bunları. Ama artık bunlardan daha etkili olan şehirleşme, insanların birbirine uzak olması, televizyonlar çok etkili oluyor. İnsanlar daha bilinçli ve özgür olsalar bile bu dili unutmuş durumdalar. Hiçbir baskı olmamasına rağmen kimse çocuklarıyla Gürcüce konuşmuyor, tercih etmiyor"

 


Alfabe öğretmeden konuşmayı öğretmeye çalıştık

Meydan, Halk Eğitim Merkezi’nde hem de ortaokul öğrencilerine seçmeli ders olarak Gürcüce eğitim verdiğinde yaşadıklarını şu şekilde aktarıyor: "Verilmiş bir hak, Gürcüce eğitim alman için önünde yasal bir engel yok; ama pratikte düşünüldüğü gibi olmuyor birçok şey, özellikle seçmeli derslerde. Halk eğitim kurslarını anlatayım öncelikle. Halk eğitim kurslarında genelde bu dili çat pat konuşabilen, meraktan ve dilini geliştirmek anlamında başvuruyorlar. Zaten bildikleri şeyi orada geliştirmeye çalıştırıyorlar. Program olarak da bir düzeni yok. Gürcüce’nin biliyorsunuz kendi alfabesi var. Farklı sesler var ve bu sesleri anlatabilecek Latin Alfabesi’nde harfler yok. Doğal olarak kendi alfabesiyle öğrenilmesi gereken bir dil; ama bize halk eğitim kursunda da seçmeli derslerde de alfabe öğretilmesi istenmedi. Alfabe öğretmeden insanlara konuşma öğretmeye çalıştık. Devletin verdiği kitaplarda bile Gürcü alfabesi vardı fakat biz öğretemiyorduk. Sonra bu tezattan dolayı birçok eleştiri yaptık, sonrasında kitaplara kondu, halk eğitim kursuna da alfabe öğretme sonradan kondu. Seçmeli ders konusunda da uygulamada büyük sıkıntılar var. 2018’di sanırım, Gürcüce seçmeli dersin tek öğretmeni olduğum için beni Ankara’ya kitap inceleme kurultayına çağırdılar. Orada da bu işin ne kadar ciddiyetsiz olduğunu, aslında kağıt üstünde yapılıyor gözüksün mantığını çok net görebildik. Çünkü bizim elimizde kitaplar yok ve kitaplar bizim Türkiye’deki öğrencilerin seviyesine uygun değil. Gürcistan’da hazırlanmış, ilkokul bir veya ikinci sınıf düzeyinde. Gürcüce’yi konuşma olarak bilip, bunu ders niteliğinde öğrenmeye yönelik hazırlanmış kitaplar. Bunlara yönelik eleştirilerimizi dile getirdik. Biz eleştirilerimizi yazdık, dilekçe olarak da verdik fakat bir dönüş olmadı"

 


Anadil kadınları

Göksel Yılmaz, Meydan’ın bahsettiği programsızlığı ortadan kaldırmak için Gürcü Sanat Evi aracılığıyla eğitim verdiklerini belirtiyor. Yılmaz: "Bir dili öğrenirken nasıl seviyeler varsa, A1, A2, B1 B2 gibi seviyeler oluşturduk. Şu anda A1 seviyesinde 3 yıl önce başlamış kişiler B1 seviyesine ulaştılar ve bu şekilde devam ediyorlar. Bunun nasıl bir faydası var? En azından daha ilerlettiklerini ve profesyonel olarak, akademik olarak kullanabileceklerini Gürcüce öğreniyorlar. Kadınlar yönünden baktığımızda ise kadınlar tarafından ilgi son zamanlarda arttı. Gençlerden ciddi bir talep olmasını bekliyoruz; ama olmuyor. Ben 30 yaşındayım, benim yaşımda olup da Gürcüce’yi iyi derece konuşabilen kadın sayısı çok az. Online kurslar açılıyor, pandemi sürecini bu anlamda olumlu değerlendirmeye çalışıyor. Bir dilin her anlamda bir kişiye nasıl katkısı olabileceği hakkında çalışmalar yapıyoruz. Anadili Kadınları diye bir oluşumumuz var. Gürcüce konusunda ben de orada bulunuyorum, farklı dillerden birçok kişi var. Bu şekilde ortak çalışmalara yaparak kadınları anadillerini öğrenmeye teşvik etmeye çalışıyoruz"

 


Bütün diller yaşatılmalı

Göksel Yılmaz’a göre Gürcüce’nin Türkiye’de önünde duran en önemli problemler: önemsememek ve farkında olmamak. Yılmaz:"Bence en büyük sorun bu, önemsenmiyor. İşe yaramayacağını düşünüyor. Aslında bir dil; bambaşka bir kültür, müzik, içerik, hayat… Bunların farkında değil insanlar, bu sahiplenmeyi yaşamıyorlar. O yüzden en büyük tehlike önemsememek. Biliyor, farkında ama önemsemiyor. Çünkü maddi olarak bir getirisinin olacağını düşünmüyor. Bunda aslında ülkemizin ekonomik koşullarının da etkisi var. İnsanların ek olarak bir şeyler yapmaya, öğrenmeye veya hobisine vakit kalmıyor. Bu yüzden de kendisine getiri sağlayacak bir şeyler öğrenmek istiyor. Aslında diller hobi olarak değil temel olarak verilmesi gereken şeyler. İlkokullarda anadilde eğitimler, diğer zamanlarda kurumlar tarafından verilen dil eğitimlerinin yaygınlaşması gerekiyor. Türkiye’de birçok farklı köken var, bunları görmezden gelemeyiz. Bu halkların burada daha sağlıklı, daha iç içe, daha sosyal ve barışçıl bir şekilde yaşamaları için bütün etnik kültürlere saygı duyulması ve bu dillerin yaşatılması gerekiyor"

Karadeniz Rumcası: Romeika

Vahit Tursun Trabzon Çaykara Ogene (Köknar) köyü doğumlu. Uzun yıllardır ekonomik kaygılar sebebiyle Yunanistan Atina’ya göç etmiş ve orada yaşıyor. 25 yıldır Romeika ile alakalı çalışmalar yapan Tursun, Türkiye’deki tek Romeika – Türkçe sözlüğün yazarı.

Romeika’nın Türkçe karşılığı Rumca olduğunu söyleyen Tursun: "Rumca çok genel bir isim tabi. İstanbul Rumcası var, Girit Rumcası var vs. Romeika derken biz Karadeniz Rumcası’ndan bahsediyoruz. Bu dili konuşanlar da bu şekilde ifade ediyor"



Romeika-Yunanca bağlantısı

Tursun, Romeika dilinin kökenini Helence olduğunu belirtiyor. Tursun:

"Dünyanın bildiği klasik Helence’dir. Yeni Yunanca ile ne ilgisi var? Yeni Yunanca da Helence’den gelme bir dil. Atina’nın bugün konuştuğu bizim Yeni Yunanca diye adlandırdığımız dil İyon lehçesinin devamı olan bir dil. Aynen Karadeniz Rumcası da İyon lehçesinin bir devamı. Yunanistan coğrafyası ile Karadeniz coğrafyası arasında mesafe olsa da dilin gelişimi ve değişimi Yeni Yunanca’ya kadar oldu. Birbirlerine de çok yakınlar. Değişimleri de süreç içerisinde çok bir fark yaratmadı. Bu diller arasında anlaşamama sorunu var fakat bu dilin çok değiştiğinden değil. Yeni Yunanca’nın içerdiği güncel kelimeleri Romeika içermiyor. Romeika’nın eğitimin durduğu dönem telefon bile yoktu. Telefon kelimesini bile bir yerden alıp kullanıyorsun. Romeika bu konuda geri kaldığı için, çağdaş Yunanca’da olan masa başı türetilmiş kelimeleri Yunanca’nın içerisinde 2-3 kelime anlayabiliyorsun. Fakat çok iyi Rumca bilen ihtiyar bir nine, Yunanistan’da bir köye gitse ve orada başka bir nineyle karşılaşsa günlük işlerle alakalı rahatlıkla anlaşabilir. Yani sorun şehirliyle. Şehirlinin konuştuğu türetilmiş kelimelerle anlaşamıyor, köyde gündelik şekilde Yunanistan’da yüzde seksen doksan anlaşır. Böyle bir yakınlığı var diyebiliriz Yunanca ve Romeika’nın"

 


"Ölürsem 10 bin kelime heba olur"

Vahit Tursun uzun yıllar kelime derleme üzerine çalıştıktan sonra, beyninde doğuştan gelen bir damar hastalığı yüzünden hastaneye düştüğünü ve sonrasında sözlük sürecinin hızlandığın aktarıyor: "O hastalık vesile oldu aslında sözlüğün bitmesine. Çünkü 10 binden fazla kelime derlemiştim, eğer ölürsem bunlar heba olacaktı. Belki de hatalarla belki de biraz amatörce bitmesine sebep oldu. Hastalık olmamış olsaydı, sözlük henüz yoktu. Çünkü sözlük yazmak zor bir iş. Kendimce bir metodoloji yaratmaya çalıştım, fakat o metodoloji her seferinde yolda sorunlar yaratıyordu. 2016 yılında kendimce bitirdim, yayınevine de göndermiştim. Sonra dilbilimci bir arkadaşım bir sayfadan örnek istedi. Baktı ve bu olmamış at çöpe dedi. Eleştirilerini ve önerilerini dinledim. Diğer sözlüklerden örneklere baktım, kendimi geliştirdim ve sonra tekrar bitirdim. Sözlük bu süreçte demo sözlükler çıktı. Bu konuda ilgili arkadaşlara dağıtıldı ve her arkadaşımız hatalarını bildirdiler. Ancak ilgili arkadaşlar da Romeika bilmiyor. Türkçe hataları söylüyorlar fakat bana Romeika hataları bildirecek kimse yok. Dolayısıyla çok uğraştım. Helence gramer öğrendim. Pontus Rumcasıyla ilgili burada oluşturulan gramerleri inceledim. Kısa bir zaman zarfı içerisinde otodidakt yaptım. Bunları bilen birisini bulsaydım aslında sözlüğü vermeye hazırdım. Sözlüğü bitirdim dedim, bir yandan da operasyonlarım var. Kısa bir zaman içerisinde elimden geleni yaptım. Neticesin bu sözlük 2018’in mart ayında yayımlandı. Bana kalsaydı ve zaman sıkıntım olmasaydı ben bu sözlük üzerine beş yıl daha çalışabilirdim. Yine de tarihsel açıdan çok önemli. Umarım bundan sonrasında yeni nesil ilgilenir. Bir de bunun grameri olması gerekiyor. Sözlüğün yetim kalmaması açısından bu önemli. Romeika sözlük var ama gramer yoksa sözlük bir işe yaramıyor pek. Sözlük sadece kelimelere bakmak için. Dolayısıyla bu konuda çalışacak insanlara, gelişecek insanlara ihtiyaç var. Fakat maalesef yok. Ufukta gerçekten bu işi kotarabilecek kişiler gözükmüyor"

 

VahitTuranSözlük1.jpg
Vahit Tursun ve sözlüğü / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Romeika'nın 50 yıl ömrü kaldı

Romeika şu anda Tonya, Sürmene, Of, Maçka, Dernekpazarı ve Çaykara’nın yüksek kesimlerinde 55-60 civarı köyde konuşulduğunu söyleyen Tursun: Tabi bizlerin köylerden dışında 5-10 kat diasporamız var. Türkiye’nin çeşitli yerlerine göç etmiş gruplarımız var. Bunların hepsi hemen hemen Romeika biliyor. Ancak yeni nesil kullanmıyor artık. 20 yaşında gençler Rumca’yı kullanmıyor. Gençlerin yaptığı bütün aktiviteler Romeika’nın dışında aktiviteler. Yani orada Romeika kullanmasının imkanı yok. Ailesi inatla konuşuyorsa ancak anlıyor; ama Türkçe cevap veriyor. Bu açıdan bakarsak bu dilin Türkiye’deki ömrü 50 yıl kadar. 50 yıl olarak günlük olarak kullanılmayan bir dil olacak"

Tursun’a göre anadilin yaşamasındaki en önemli faktörler coğrafya ve geleneksel yaşamla kurulan bağ.

 


VahitTuranSözlük2.jpg
Vahit Tursun'ın Romeika-Türkçe Sözlüğü

 

"Coğrafya’dan koparsanız anadil gider. Ne kadar o coğrafyada yaşarsanız, ne kadar coğrafyayla haşır neşir olursanız anadil kalıcı olur. Bugün coğrafyada yaşayan insanlar orayı sanki yazlık gibi kullanıyor. İşin bir de bu yanı var. Çünkü eskiden insanlar toplanır hepsi birlikte ormana gider, ot keser, ot yüklenir vs. Hep birlikte yaptığı işleri adlandırarak, güncel konuşurdu. Şimdi herkes evinde televizyon izliyor. Hayvan da bakılmıyor. Köyde olmayan veya evde olmayan bir şeyi bulmak için doğaya gitmeye de ihtiyaçları yok. Doğal olarak bunlar da süreci hızlandırılıyor. Bu konuda yeni neslin ilgisini çekebilecek şeyler öğretilebilirdi. Okullarda, üniversitelerde çalışmalar yapılabilir. Fakat devletin durumu ortada"

Mama masasından çıkan fikir: Karadeniz dillerinde çocuk şarkıları

Karadeniz’de konuşulan farklı dillerden çocuk şarkılarının yer aldığı Heyamoli albümü Ayşenur Kolivar ve Onur Şentürk imzasıyla 2020 yılında çıktı.

Ayşenur Kolivar proje fikrinin çocuğuna yemek yedirirken ortaya çıktığını anlatıyor. Kolivar: "Böyle bir çalışma yapalım diye masa başına oturmadık. Yine masa başındaydık; ama mama masası başındaydım. Oğlum Erdem’e mama yediriyordum. Klasik çocuklar yemek yemeyi sevmiyorlar, oynatarak yedirmeye çalışıyorsunuz. Fakat tableti tabi önüne koyunca o mamalar anında yeniyor. Böyle tabletle yemek yiyor. Yemek sırasında, Erdem’in sürekli İngilizce izlediğini fark ettim. Çocukların izledikleri videolardaki dillerle kurdukları ilişkiler ilgimi çekmişti. Aslında bu Asude’yi büyütürken de ilgimi çekmişti. Evde bir gün Kürtçe bir şarkı çalışırken, o da evde mırıldanıyor Kürtçe kelimeleri söylemeye çalışıyor. Mesela Asude’nin Lazca’ya çok özel bir ilgisi var. Çünkü onun büyüdüğü dönemde ben Lazca çok çalışmıştım. Bu benim hep dikkatimi çekiyordu, çocukların bu dillerle ve müzikle olan ilişkisi. Erdem’in de o videolardan öğrendiklerini söylemesi, İngilizce şeyler söylemesi ve bir süre sonra İngilizce konuşmaya başlaması… İyi, hoş da bu çocuk İngilizce’yi, İspanyolca’yı zaten öğrenir. Bizim topraklarımızın dillerini keşke öğrenebilse; Lazca, Hemşince öğrenebilse gibi düşündüm"

 


Projeyi başta Lazca olarak düşündüğünü ve Onur Şentürk ile fikri geliştirdiklerini belirten Kolivar: "Onur yaparız, birlikte oluştururuz dedi ve biz yola çıktık. Bu proje gerçekleştiyse öncelikle çocuklarım sayesinde, onların dille kurduğu ilişkiyi görmek. İkincisi de başta Onur Şentürk olmak üzere, etrafımdaki herkesin bu projeyi çok desteklemesi. Önce Lazca kısmını İsmail Avcı’nın bizi cesaretlendirmesiyle başladık. Sonrasında Hemşince ve Gürcüce eklendi. Çeviri sürecinde zorlandığımız şarkılar oldu. Bunların başında Ali Baba’nın Çiftliği geliyor. Çünkü çiftlik kelimesi yok Lazca’da, Gürcüce’de… Her dilde birtakım çözümler bulmaya çalıştık. Epeyce bir uğraştık çeviri kısmıyla. Çocuk şarkıları söylemenin de kendine has zorlukları varmış. Duygulu ve keyifli bir çalışma süreciyle bu projeyi oluşturduk. Umarım insanlar da keyifle dinliyorlardır ve çocuklara da bir kuplecik de olsa katkımız oluyordur.



 

Ayşenur Kolivar ve Onur Şentürk’ün hazırladığı Karadeniz Dillerinde Çocuk Şarkıları: Heyamoli’yi  youtube üzerinden dinleyebilirsiniz

Kaynak: .The Independent Turkish 

'Türk sayılarak yerlerinde kalan' Trabzonlular!

Söyleşi: Mustafa Kara

Trabzonluluk ve Rumluk düşman kardeşler gibi birbirinden ayrılamıyor. Biri hakaret olarak kullanıyor, yanıt veren daha ağır hakaret ediyor. Lozan’da “Türk sayılarak yerlerinde bırakılan” insanlar ana dillerine sığınıyor, antik Yunan dili Romeika ile nefes alıyor.

“Trabzon ve Rum” sözcükleri ders kitaplarından, kahvehane sohbetlerine, politik atışmalardan milliyetçilik analizlerine sıklıkla yan yana anılıyor. Bu yan yana geliş çoğu kez gerginlik nedeni oluyor. Bu kez Esenler Belediye Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grubu Başkanvekili Tevfik Göksu tartışma fitilini ateşledi.

Mazbatası elinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na ve Trabzonlulara “Yunan” imasında bulundu. Sert tepkiler yükselince de CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygün’ün geçen yılki konuşmasını hatırlattı. Aygün de, Kadir Mısıroğlu üzerinden Trabzonlulara benzer bir imada bulunmuş, tepki alınca özür dilemişti.

Sıklıkla hakaretlere, imalara ve hararetli tartışmalara neden olan “Yunan tohumu” meselesinin yöreyi tanıyanlar için gizli saklı bir yönü yok. Trabzon’un ana dili Rumca olan köyleri biliniyor, Rumca köy adları yüzyıllardır kullanılıyor. Of, Çaykara, Maçka ve Tonya ilçelerinde bulunan bu köylerde, babaannem gibi Türkçe bilmeden ömrünü tüketen nice Müslüman kadın yaşadı, babam gibi ana dili Rumca olan nice Müslüman çocuk büyüdü.

Nüfusuna kayıtlı olduğum Kayran köyünden herkes hâlâ “Limli” diye söz ediyor, hemen yanındaki köyüm Yeşilalan’ı Holaysa denmezse pek kimse bilmiyor. Bu köylerin pek çoğu ağırlıkla milliyetçi, daha çok da muhafazakar kimlikleri ile öne çıkıyor. Mesela, Çaykara’da 24 Haziran Genel Seçimleri’nde sadece AKP oyu yüzde 70 civarında seyrediyor, MHP oyları eklenince yüzde 80 bir ezici çoğunluk çıkıyor.

Resmi belgelerde de Müslümanlaşmış Rumlar açıkça yer alıyor. Lozan Antlaşması’na bağlı olarak uygulanan Türk-Yunan Mübadelesi’nde adları “Ana dili Rumca olan Müslümanlar” olarak geçiyor ve “Türk sayılarak yerlerinde bırakılmalarına...” karar veriliyor.

Ortodoks olan Karaman Türklerinin Yunan sayılması gibi, Müslüman Karadeniz Rumları da Türk sayılıyor. Karadeniz Rumlarının tarihi ise çok eski. Bizans Bizans olmadan, hatta İstanbul kurulmadan öncesine kadar uzanıyor. Kültürleri ise ağırlıkla sözlü kültürde ve ana dillerinde yaşıyor.

Romeyika, Pontiaka ya da Helenika gibi adlarla anılan Karadeniz Rumcası, en eski antik Yunan lehçelerinden biri olarak çok özgün bir hikâyeyi içinde taşıyor. Atinalı Socrates’in, Sinoplu Diyojen’in kayıp sözcüklerine bu dilde rastlanabiliyor, bir doğa ve köy dili olarak saf bir lehçe gözlemlenebiliyor. 1923 Türk-Yunan Mübadelesi’ne kadar tüm Karadeniz’de konuşulan Romeika, kırımlar, techirler ve mübadelenin ardından neredeyse tamamen silindi ve bugün Müslümanlaşmış Rumların anadili olarak zamana direniyor.

 

 

Trabzon’un Rum geçmişinin ve bugün yaşayan Romeika’nın adını anmak hâlâ çok tehlikeli. Ekrem İmamoğlu üzerinden başlatılan “Yunan tohumu” polemiğinde olduğu gibi Rumca adı geçince, hava hemen elektrikleniyor, ırkçı hakaretler anında havada uçuşuyor.

Karadeniz Rumcası dünyada eşi az bulunur bir örnek olarak büyük değer taşısa da, ucuz siyasetin gölgesinde kalıyor, derdini anlatamıyor. Yine de son yıllarda bu konudaki çabalarda ciddi artış görülüyor. Belgeseller yapılıyor, Apolas Lermi gibi müzisyenler bu dilin müziğini geniş yığınlara ulaştırıyor.

Araştırmacı yazar Vahit Tursun, 20 yıldan fazladır üzerinde çalıştığı ve Türkiye’de bir ilk olacak Romeika Türkçe Sözlüğü basılmak üzere. Trabzon’un ilçeleri dışında devlet eliyle planlanan göçlerle Van, Kıbrıs ve Gökçeada’da da birinci dil olarak konuşulur hale gelen Romeika kabuğunu ve önyargıları kırmaya çalışıyor. Trabzon’daki “Rum meselesi”ni anlamanın yolu biraz da Romeika’yı anlamaktan ve görünür kılmaktan geçiyor.

19. yüzyıl sonunda bu dil üzerinde çalışan dilbilimci Deffner, Karadeniz Rumcası’nı Orta Çağ Rumcası olarak tanımlıyordu. Araştırmacı Yazar Vahit Tursun da, Romeika’nın Helencenin İon diyalektininin farklı bir ağzı olduğunu, Yunanistan, Kıbrıs, Girit gibi yerlerdeki lehçe ve ağızlarla eş uzaklıkta olduğunu anlatıyor.

Tursun, “Lehçe ve ağızlar arası tam olarak anlaşmak çok mümkün değil. Bu bazen yüzde 20 olur, bazen yüzde 70’e kadar çıkabilir. Bu sorun sadece Romeika ile ilgili değil. Diğerleri de kendi aralarında anlaşma sorunu yaşıyor. Helen dünyasında, anlaşabilmek için sadece Çağdaş Yunanca kullanılıyor. Lehçe ve ağızlar ise kendi arasında anlaşamıyor. Romeika da köy günlük yaşamı ile ilgili olduğundan kent yaşamı ve teknoloji işin içine girince anlaşmak mümkün olmuyor” diyor.

Tursun, özünde bir “doğa dili” olan Romeika’nın modern Yunanca ile farklılaştığı noktalar olduğunu belirtiyor. “Antik Yunanca içindeki bazı kelimeler, yerine eş anlamlıları kullanıldığı için zamanla unutulmuş. Romeika’da böyle kelimeler var. Zamanında Socrates’in kullandığı sözcük, bugün Trabzon’daki derlemede karşımıza çıkabiliyor” diyen Vahit Tursun, Romeika’nın ham, saf bir dil olduğunu vurguluyor.

Bu nedenle, antik Helence kökenli kelimeden güncel olanı kullanılmazken, eskiden kullanılan hali Romeika’da yerini alabiliyor. Vahit Tursun’un verdiği bilgilere göre; gökkuşağı anlamına gelen “iro” sözcülüğü, antik Yunan’da yaygın kullanılırken, bugün sadece Romeika lehçesinde yaşıyor. “Git” anlamına gelen “ame”, olumsuz eki “uk” ve özel bir mastar türü olan inifinif de sadece Romeika’da bulunuyor.

 

 

Heyemola Yayınları’ndan bugünlerde çıkacak olan Romeika Türkçe Sözlüğü’nü 20 yılı aşkın bir emekle hazırlayan Vahit Tursun, Yunanca’nın farklı lehçeleri ile ilgili kaynak, sözlük çok olsa da, Romeika ile ilgili çalışmaların sınırlılığına vurgu yapıyor. Bu nedenle önsöz yazısını Oxford Üniversitesi dilbilimcilerinden Prof. Peter Mackridge’in yazdığı ve Türkiye için bir ilk olan Romeika Türkçe Sözlüğü büyük önem taşıyor.

Daha önce Türkiye’de de sözcük listeleri yapıldığını, küçük çaplı çalışmalar olduğunu belirten Vahit Tursun, şöyle devam ediyor:

“Bin civarında sözcüğün olduğu bir cep sözlüğü yaparım, diye düşünmüştüm. İlk yıllarda 5-6 bin sözcüğe ulaştı. Çalışma ilerledikçe metodoloji de kendini geliştirdi. Sözlük bence bittikten sonra, uzmanların devreye girmesiyle 3 yıl daha çalıştım ve neredeyse yeniden hazırladım. Önceleri Türkçe alfabeyi kullanırken, sonra Yunan alfabesi devreye girdi”.

Din olgusu Romeika konuşulan coğrafyada yüzyıllardır özel önem taşıyan bir noktada duruyor. Ortodoksluk ve son 300 yıldır Sünni İslam bölgeden çok sayıda din adamı çıkarmış. Bugün de siyasi tartışmaların bir yönünü bu gerçek oluşturuyor.

17. yüzyıldan itibaren bölgede İslamiyetin yayılmasında Romeika’nın yardımına başvurulduğu biliniyor. Vahit Tursun, bölgeye ilkokulların geldiği 1930’lara kadar İslami eğitimde Romeika’nın kullanıldığını söylüyor. Hutbelerin açıklanması ve dini sohbetlerde yerel dil Romeika yaygın olarak kullanılmış. 1930’lar aynı zamanda Romeikanın saflığını yitirmeye başladığı tarihler. Sonrasında gelen gurbet olgusu da dili tehdit eden faktörler arasında sayılıyor.

Vahit Tursun’a göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin Romeika’ya bakışı, diğer dil ve kültüre olan bakışından ayrı değil. “Bütün halkları yok etme üzerine bir sistem var. Bu inattan vazgeçilmiş değil. Hâlâ bir şeyleri bölücü gibi göstermek, devletin tarzının merkezine yerleşmiş. Kürtler kadar kalabalık nüfusunuz olmasa da, aynı sert muameleyle karşılaşabiliyorsunuz” diyor.

Türkiye’den mübadele ile giden yüzbinlerce Pontus Rumu, özellikle Yunanistan’ın kuzey bölgelerinde bu dili yaşatıyor. Tıpkı din gibi müzik de sözlü yönü ağır basan dilin taşıyıcısı olarak özel bir işleve sahip. Apolas Lermi, Romeika dilinde yaptığı müzik ile son yıllarda bambaşka bir Karadeniz rüzgarı estiriyor.

Adı kimi zaman baskılar ve tehditler ile de anılan Apolas Lermi, Ekrem İmamoğlu üzerinden yürüyen güncel tartışmaları twitter hesabından şu mesajla yanıtladı:

“Bir Trabzonlu yobazlığa boyun eğmeden başarılı oluyorsa onların gözünde Yunan, Pontus, falan filan oluyor. Zamanında beni de ‘Pontusçu şarkıcı’ diye manşetlere taşıyan bu yobazlardı”.

 

Asıl adı Abdurrahman olan ve sahne adı olarak Apolas Lermi’yi kullanan Trabzonlu müzisyen, 2010 yılından bu yana Romeika çalışmalarını kitlelerle buluşturuyor. Bu dilde daha önce de müzik yapıldığını, ancak lokal kaldığını aktaran Apolas Lermi, Karadeniz Rum kültürünün uzun süre sahipsiz bırakıldığını düşünüyor.

Sanatçı, gazeteci ve aydınların bu konuya gereken ilgiyi göstermemesini eleştiren Apolas Lermi, “Kalandar” adlı ilk albümüyle farklı bir soluk getirmiş. “Ağapo Se” adlı Romeika şarkıya Sümela’da klip çeken ve yayınlayan Apolas Lermi, son yıllarda bu konuda çok daha yoğun bir çalışma içinde.

Yunanistan’dan gelen farklı isimlerle şiir, düet, konser, belgesel, TV programları gibi pek çok çalışmaya katılan Apolas Lermi, “İnsanlar ne yaptığımı tartışmaya ve anlamaya çalışıyordu. Bir kesim çalışmalarımı desteklerken daha büyük bir kesim beni sert bir şekilde eleştirdi. Konserlerim ve kendimi ifade etme alanlarım organize bir şekilde engellendi. Sosyal medyada yoğun bir şekilde küfürlere ve hakaretlere maruz kaldım. Bu durum günümüzde de devam ediyor” diyor.

Lermi, ikinci albümünü tamamen Rumca şarkılardan yaparak, bu tür tepkilere net bir yanıt vermiş ve bu bu albüm Yunanistan’da da yayınlandı. Apolas Lermi, eskiye oranla daha sakin olunsa da, yine de tehditlerin ve kısıtlamaların eksik olmadığını söylüyor.

 

 

“Coğrafya ve sosyolojiyi müziğin anlaşılması açısından çok önemsiyorum” diyen Apolas Lermi, tüm diller Romeika’nın da zaman ve değişim ile ilgili sorunları olduğunu düşünüyor. Lermi, “Bazı kültürel değerlerin genlerle taşındığına inanıyorum. Sürekli akan bir zamanın içerisindeyiz ve yaşadığımız dönemin sesi olmaya çalışıyoruz” diyor.

Romeika’nın yaygın olduğu yerlerden Trabzon’un Tonya ilçesinde yayınlanan Kalandar dergisi Genel Yayın Yönetmeni Özgür Kalyoncu da, alfabe sorununun Romeika’nın en büyük sorunlardan biri olduğunu düşünüyor.

Kalyoncu, bu riske dikkat çekmek için bir belgesel hazırladıklarını belirterek, çekimler sırasında insanların da bunun farkında olduğunu gördüklerini aktarıyor. Lehçenin adının Pontiaka olduğunu vurgulayan Kalyoncu, imparatorluk dili olarak kullanılan bu bu dilin kalıntılarının, imparatorluğun son olarak yıkıldığı yerde, yani Trabzon’da olduğunu söylüyor.

Rumlar bir asır önce mübadele ile gitmesine rağmen Romeika’nın yaşamasının nedenini Lozan anlaşmasındaki şu cümleye bağlıyor:

“Trabzon’un Tonya, Maçka, Of, Çaykara gibi yüksek dağ köylerinde anadili Rumca olan ve Rumca konuşan, ancak müslüman olan halk Türk sayılarak yerinde bırakılacaktır.”

Mübadele sonrası izole olarak bu dili konuşanların varlığını sürdürdüğünü anlatan Kalyoncu, son 30-40 yılda Romeika’nın ana dili olmaktan çok, sonradan öğrenilen bir dile dönüştüğünü söylüyor. Tonya, Çaykara gibi dağlık alanlarda dilin korunduğunu anımsatan Kalyoncu, göçler nedeniyle genç nüfusun azalmasının dilin devamlılığını zora soktuğunu düşünüyor.

“Romeika hızlı bir yok oluş sürecindedir ve muhtemelen bu yok oluş çok uzun sürmeyecektir” diyen Özgür Kalyoncu, halkın bu konuda yoğun bir talebi olmasa da, Romeika’nın ve Pontus kültürünün izlerinin mutlaka korunması gerektiğini vurguluyor.

Küfür ve hakaretlerin havada uçuştuğu günlük polemiklerin arasında Trabzon’un yükseklerinde gökyüzünü hâlâ Socrates’in, Diyojen’in dilinden miras kalan “iro”, yani “gökkuşağı” renklendiriyor.

Kaynak: Ahval Türkçe