Hrant Dink Vakfı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hrant Dink Vakfı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2023 Pazar

Hrant Dink'in Ermeni Soykırımı ile ilgili Agos'a yazdigi yazı

 

Kim nasıl anlayabilir bunu bilemiyorum ama hem Ermeni olmak, hem Türkiyeli; hem 23 Nisan'ı yaşamak bütün coşkusuyla ve ertesi günün bir parçası olmak bütün hüznüyle. Kaç insan bu ikilemi yaşıyordur şu yeryüzünde? Ne anlaması kolay ne de anlatması.


 

Sancılı on yıllardan çıkmış ulusun tarihinde çok önemli bir ak gündür 23 Nisan. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" düsturunun meclis salonuna perçinlendiği gündür. Ve böyle bir günün 'yaşam' denilen çocuğa ve geleceğe akıtılan mirasıdır. Türk ulusunun belki de en akıllıca yaptığı öngörünün tarihidir. 'Gelecek' ve 'çocuk' ne de güzel buluşturulmuştur öyle. Ve de ne ustaca bir değerlendirmedir yıllar sonra 23 Nisan'ı sadece Türkiye ile sınırlı tutmayıp bütün dünyanın çocuklarıyla paylaşma düşüncesi. Türk çocuklarına da dünya çocuklarına da kutlu olsun.

Yeryüzünün dört bir yanına 'savrulmuş' Ermeni ulusunun tarihinde çok önemli bir kara gündür 24 Nisan. Üç-beş Ermeni yan yana gelmeye görsünler. Alırlar ellerine pankartları dökülürler sokaklara hemen. Nedir bütün bunların sebebi, niçin yollara düşer bu insanlar 24 Nisan'da? Tarih, 24 Nisan 1915'in şafak vakti. Özellikle İstanbul'daki Ermeni aydınlar, yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, avukatlar, doktorlar, mebuslar teker teker alınırlar evlerinden. Götürülürler... Ve bir daha da geri dönmezler. İşte, birkaç gün sonra bütün Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde gerçekleştirilen 'tarihsel Ermeni dramı'nın başlangıcıdır bu tarih.

Kim nasıl anlayabilir bunu bilemiyorum ama hem Ermeni olmak, hem Türkiyeli; hem 23 Nisan'ı yaşamak bütün coşkusuyla ve ertesi günün bir parçası olmak bütün hüznüyle. Kaç insan bu ikilemi yaşıyordur şu yeryüzünde? Ne anlaması kolay ne de anlatması.

Dilerim kimse de yaşamasın bu ikilemi bir daha. 23 Nisan nasıl daha bir coşkuyla yaşanır? 24 Nisan nasıl hafızalardan sildirilir? Bütün bunlar çözümsüz sorular değil aslında. 23 Nisan bütün çocukların olacaksa eğer ben derim Ermenistanlı çocukların da olsun bir biçimiyle. Çağırın onları da bu kutlamalara. Barıştırın çocukları birbirleriyle, tanıştırın. Sadece 23 Nisan da olmasın, 24 Nisan'ı da katın içine. Daha da uzasın o günler, bütün Nisan'ı katın, bütün baharı katın. Hadi siz beceremiyorsunuz diyelim, var olan kinler engel buna. Bırakın bari dünyayı çocuklara, onlar bu işi halleder, yeter ki engel olmayın siz.

Bir başka severim 23 Nisan'ları. Hem, bizim de hanımla evlendiğimiz gündür aynı zamanda. Gerdeğe girişimiz de 23 Nisan'ı 24 Nisan'a bağlayan geceye rastlar. İlk çocuğumuza can verdiğimiz andır o. Ne 23, ne de 24 Nisan. 23,5 Nisan'dır belki de o an.

(Agos, 23 Nisan 1996)

19 Ocak 2021 Salı

Rakel Dink “Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet”

 Gazetemizin kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 14. yılında anıldı. Rakel Dink eşi Hrant Dink'in vurulduğu yerde yaptığı konuşmada devletin cinayetteki rolüne ve sorumluluğuna dikkat çekti. Rakel Dink'in konuşmasının metnini sunuyoruz.


"Sevgili dostlar, 14 yıldır buradayız.

Bugün pandemi şartlarıyla, acıları ve bilinmezlikleriyle buradayız. Biliyorum ki, yürekleri burada çarpanlar çok çoktur.

Burası unutturulmak istenen konuların hatırlandığı, hatırlatıldığı bir yer oldu. Burası acılarda kardeş olmayı öğrendiğimiz yer, acıları paylaşma, yüzleşme, yüzleştirme yeri oldu. Adalet ve doğruluk arayanların, isteyenlerin bir araya geldiği yer oldu. Bu alan devletin işlediği, göz yumduğu, duyarsızca, acımasızca cevapsız, sonuçsuz bırakılan cinayetlerin, davaların dile getirildiği yer oldu.

Bir kılıç artığı torunu olarak, yüzyıldır yaşadığımız acıları inkar etmek, yalanlamak yetmedi bir de “sözde soykırım” diyerek, yalanlarına tüy diktiler. Birilerini acıtıyor muyuz, incitiyor muyuz diye hiç düşündünüz mü? Ermeniye sonu gelmeyen düşmanlığınız, hakaretleriniz, aşağılamalarınız, kininiz, öfkeniz gerçekten artık yoruyor. Siz hiç yorulmadınız mı? Yazık. Susmak, pişkinlik utanç verici. Rab yardımcımız olsun.
“Gördüğü insan kardeşini sevmeyen, görmediği Allahı seviyorum diyen yalancıdır.” diyor Tanrı Sözü.

Tekrarlanmaması için, sorumluluk, duyarlılık, adalet ve doğrulukla pişmanlık gerekiyor. İtiraf,  özür ve tövbe gerekiyor.

Sevgili dostlar, o kadar çok biriken acılar, katliamlar, cinayetler, yaslar, davalar var ki, acımızı dile getirmekten utanır olduk. Vatandaşıyla sorunları bitmeyen bir devletimiz var maalesef… Halbuki  öldürmekten, düşmanlıktan, savaştan kim ne kazanmıştır, ölümün, yasın, acıların, kıtlığın, bereketsizliklerin çoğalmasından başka?



Barış esenlik, sevgi, iyilik, bereketle sevinç varken; neden kötülük, neden düşmanlık, neden zulüm, neden savaşlar? Bunlar Tanrı’ya da düşmanlıktır. Temiz eller böyle mi olur? Bu virüs hangi sabunla temizlenir. İnsan onuru böyle mi korunur? Devletler, yönetimler böyle mi onurlu olur?

Eşimin davası 14 yıldır devam ediyor. Bu 14 yılda bir cinayet davasını çözemediler! Çözemediler, çünkü maksat çözmek değil. Nasıl kapatırız diye çabalıyorlar ama her yere o kadar bulaşmış ki bir türlü paketleyemiyorlar. Şu kadar yıldır etkili bir soruşturma yürütememek başka nasıl izah edilebilir? Şu kadar senedir tehdit edenlerin, hedef gösterenlerin bir kere bile sorgulanmamış olmaları, başka nasıl açıklanabilir? Yakında davada yine bir karar çıkarıp bitti demeye çalışacaklar. Bittiğinden eminseniz neden avukatlarımızın taleplerini reddediyorsunuz? Neden tehdit edenleri, hedef gösterenleri ve azmettirenleri soruşturmuyorsunuz?

14 yıldır bu ülkede nice ittifaklar kuruldu, bozuldu. Ona göre bizim dava da renk değiştirdi durdu. İnsan düşünmeden edemiyor: acaba bu defa hangi ittifaktaki kimlere dokunuyor?

Basitçe söyleyelim, Hrant’ı FETÖ öldürdü demek, “ben yapmadım elim yaptı” demektir. Hrant’ı Erkenekon öldürmüş demek, “ben yapmadım ayağım yaptı” demektir. Yıllarca dilinle bağıra bağıra, ayağınla yürüyerek buraya geldin. Ve silahı iki elinle tutup tetiği çektin. Çutağımı öldürdün. Sen ayağın, sen elin, sen dilin değilsen nesin? 14 yıldır görevini layığıyla yaptığını kanıtlamaya çalışan onca inkarcının, sanıkların ve tanıkların arkasında bir garip devlet görüntüsü var. Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet… Bırakın hangi duvar, hangi bina yıkılırsa yıkılsın. Bu halk bundan iyisini inşa edecektir. İnşa edemeyecekse zaten harabedir.

RAB’bin iğrendiği yedi şey vardır. Maalesef gururdan, yalandan geçilmiyor. İnsan öldürenler, düzenbazlar, kötülükten zevk alanlar çoğaldıkça çoğalıyor. Ve maalesef ayırımcı zihniyet, çekişmeler, düşmanlık ve yalancılık soluyarak beslenip semizleniyor. Ülkemiz için yas tutsak yeridir, çünkü hepsi fazlasıyla var.

“Suçu yalanla örülmüş iplerle, günahı araba urganıyla çekenlerin vay haline! …Kötüye iyi , iyiye kötü diyenlerin, karanlığı, ışık, ışığı karanlık yerine koyanların; acıya tatlı, tatlıya acı diyenlerin vay haline.” Yeşaya 5:18-20 "

Kaynak: Agos


14 Ocak 2021 Perşembe

19 Ocak anma töreni bu yıl pandemi nedeniyle internet üzerinden olacak

 19 Ocak anma töreni bu yıl pandemi nedeniyle internet üzerinden olacak

Agos gazetesi kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 14. yıldönümünde salgın nedeniyle, bu seneye mahsus olmak üzere, sanal ortamda anılacak.


2007'den bu yana cinayet davasını takip eden ve 19 Ocak anma törenlerini organize eden Hrant'ın Arkadaşları grubu konuya dair bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

"Gazeteci Hrant Dink katledilişinin 14. yıldönümünde, 19 Ocak’ta anılacak. Her yıl gazetesi Agos önünde yapılan anma töreni bu yıl salgın nedeniyle sanal ortamda gerçekleşecek. Dünyanın her yerinden Hrant’ın Arkadaşları, 19 Ocak Salı günü saat 14.45’te www.hranticinadaleticin.org adresinde buluşacaklar ve sembolik olarak “Buradasın Ahparig” yazan pankartlarını Hrant Dink’in öldürüldüğü yere bırakacaklar.Her yıl Hrant’ın Arkadaşları adına yapılan anma konuşması da bu yıl, yine aynı adres üzerinden online olarak yapılacak. 

Ayrıca gün boyunca www.hranticinadaleticin.org adresinden Hrant Dink ile ilgili yayınlar yapılacak.19 Ocak anması bu yıla mahsus olarak sanal ortamda gerçekleşecek. Hrant’ın Arkadaşları gelecek sene 19 Ocak’ta yine kalabalıklarla Hrant Dink’in düştüğü yerde olacaklar ve arkadaşlarını yine her zamanki yerde anacaklar."

Kaynak: Agos

9 Eylül 2020 Çarşamba

İzmir Felaketi’nin bilinmeyen yüzü: Toplu intiharlar

 

Akademisyen Hasmik Grigoryan, 24-25 Kasım 2017'de Hrant Dink Vakfı tarafından "İzmir ve Çevresi" konferansında, görgü tanıklarının anlatımlarında, Büyük İzmir Yangını sırasında ve karşılaşılan toplu intihar vakalarına dikkat eden bildiri sundu. Yerevan Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalışan Grigoryan'ın bildirisinden bir bölüm paylaşıyoruz.


 HASMİK GRİGORYAN 


Fransız sosyolog ve filozof E. Durkheim, 'İntihar' içerik çalışmasında iki uç intihar bilgisayarlı: Kişisel ve kolektif. Durkheim, özellikle nedenlerinin konu bağlamında, bunlardan ilk psikologların, ikincisinin ise sosyologların ilgi alanına girdiğini belirtiyor. Durkheim'ın bu eseri, sosyologların ve antropologların intihar konusuna eğilmesinin başlangıç ​​noktası olur. 

Tarihin bazı dönemlerinde intihar, 'intihar salgını' olarak bakın kitlesel bir karakter kazanır. Bu tür 'alevlenmeler' büyük kriz ve panik durumlarında; savaş sırasında ya da sonrasında, toplum geleceğe dair inancını kaybettiği yaşanır. 
Toplu intihar evrenseldir ve pek çok halkta tarifine rastlanabilir.Bu tür tepkiler, tıpkı I. Dünya Savaşı'nda Flanders ve Caporetto cephelerindeki gibi, devasa panik zamanlarında yaygın olarak görülür. II. Dünya Savaşı'nda da toplu intihar örnekleri rastlanmıştır. İnsanlar topluca başarısızlığa uğradıklarında ve gelecekleri kalmadığını düşündüklerinde toplu olarak ölüme teslime derler. Yenilgilerden sonra dönüşüm toplu intiharlara başka pek çok tarihi örnek vardır. Yunan tarihçi Plutarhos, Roma ordusunun Vercellae yenilgiye uğrattığı Cermen çağında Cimbriler arasında da özkıyım yaşandığını anlatır. Yunan tarihçi ve filozof Ksenofon, 'Anabasis' isimli kitabında benzer bir deneyimden bahseder. Yunanlılar, küçük bir yerleşimime saldırı düzenler ve zaferlerinin ardından kadınlar,Kadınlar ve çekici askerleri kayalıklardan aşağıya atar. Özgürlüğün kaybı ve kaza görme felaket bir tepkiye neden olabilir: kanlı bir başkaldırı ya da kendi elinle ölmek. 

İzmir'de intiharlar
Şahitlerin, resmi görevlilerin, hemşirelerin ve gazetecilerin tanıklıkları, İzmir felaketi sırasında da pek çok intihar vakası olduğunu kanıtlıyor. “Görgü şahitlerinin ifadelerine göre, boğularak intihar etmek olağan hale geldi. Deliye dönmüş anneler, kendilerinin öldürebilmek için bebeklerini denizcilere emanetleşiyor. Yangının ilk gecesinde intihar eden Hıristiyanların bedenleri limanda yüzeye çıkmış durumda; bu da harap şehre ona zamankinden dehşetli bir hal veriyor. "(L. Oeconomos, Smyrna Şehitliği ve Doğu Hıristiyanlık [İzmir'in ve Doğu Hıristiyanlık Şehadeti], Londra, 1922, s. 125-126.)
Mevcut raporlar ışığında, toplu intihar vakalarının nedenlerini anlamaya, evrensel olup olmadıklarını ve tarihi olarak kaydedilmiş vakalarla benzerliklerinin açıklığa kavuşturmaya çalıştım. Söz konusu benzerlikler, geleneksel bir kurum olarak intihar hakkında konuşabilmemizi ve kültürel zeminini anlamamızı sağlayacak. İntiharların ardındaki motivasyon şu başlıklar altında toplanabilir: panik, intiharı öldürülmeye tercih etme, onurunu koruma ve utançtan kaçınma, çekilen çilelere oğul verme. 

Panik 
İzmir'den dönen İngiliz subaylar, 1922'deki toplu intihar vakaları hakkında bilgi veriyor.18 Eylül 1922'de Daily News, İngiliz Kurmay Subay F. Maurice'in İzmir'de dehşetle ilgili tanıklıklarını yayımladı. Haberin başlığının 'Hain ve Yağma' olması ilginç: “Terör sahneleri, mühimmat çöplüklerindeki aralıksız patlamalarla artıyordu. İskelede bekleyen paniğe kapılmış mülteci kalabalıkları, terörle deliye dönmüş durumdaydı; yüzlercesi, yüzüp yüzemediklerini düşünmeden sulara attı. ”

Öldürülmektense ... 
İzmir Amerikan Konsolosu George Horton Türkiye raporunda yazmıştı: “İzmir'in banliyösü olan Cordelio sahilinde (Kordon) suda bata çıka yürüyen bir gördüm çift. Saygı görünüşlü, çekici bir çiftti ve adam kollarında küçük bir çocuk taşıyordu. Denizde gittikçe gelip de su omuzlarına gelmeye içinde birden içinde boğacaklarını anladım. Onlara bir kayık iterek, sesleri sesleri için elimden gelen her şeyi yapacağım konusunda söz verdim ve kıyıya çıkmaları sağlamaya çalıştım. Kendilerinin Ermeni yaşamlarını açıkladılar, adam öldürüleceğini düşünüyordu; genç ve güzel olan karısı da saldırıya uğrayacak ya da bir hareme götürülecek; bebekleri de ölüme terk edilecekti. Bu yüzden birlikte boğularak ölmeye karar vermişlerdi. “

Onurunu koruma 
Afyon Karahisar'dan Arpine Bartikyan'ın tanıklığı şöyle:“ Amcam İzmir'e gitti. Sonra hepimizi İzmir'e getirtti. Sonra da millî hareket başladı. İzmir alevler içinde tükeniyordu. (...) Balçova'daki herkes gibi bizi de aldılar ve kıyısındaki ahşap kulübelere yerleştirdiler.Bizi teftiş girişimlerine başladılar. Güzel kızları sürükleyerek zorla götürdüler. Ben çelimsiz, cılız bir kızdım, kendimi diğerlerinin eteklerinin altına sakladım. Mary yüzünü isle kararttı, saçlarını kesti ve kendini çirkinleştirdi. Ona bakıp, 'bu kız yaramaz' deyip bıraktılar. Biraz uzaktan, bizi katletmek için bıçaklarını bileyen Türklerin sesini duyuyorduk. Sırasının görünü gören Ermeni bir kız pencereden attı ama ölmedi. Diğer jandarmalar pencerenin altında duruyordu. (...) Kızı birkaç gün sonra getirdiklerinde ihtilaf haldeydi. ” (V.Svazlian,

Geriye çilelere oğul vermek için ...Henry Morgenthau yazıyor: “Birkaç hafta içinde 750 bin kişi, Atina ve Selanik limanlarına, Ege denizindeki Girit, Midilli, Sakız Adası ve Eğriboz Adası'na sığırlar gibi atıldılar. Yunanistan'a gel sonrası bu arkadaşları koşulları anlatılamayacak kadar acınasıydı. (...) Benim delediğim bir vakada, iki bin kişilik yeri olan bir gemiye yedi bin kişi doldurulmuştu. Bu ve bunun gibi pek çok vakada ne İçecek su ne de yiyecek yemek vardı; sayısız örnekte de sefil duruma düşmüş insanlar karaya ayak basana kadar taşıyan gemiler günlerce havada kalmaktan harabeye dönmüştü. Gemilerde tifo ve çiçek salgını başladı. Herkes ısırıldı. Gemide bebekler doğdu. Erkekler ve kadınlar akıllarını kaçırdı.Bazıları çektikleri sefalete oğul vermek için güverteden denize atladı. " ***
Günlük Telegraph Gazetesi 18 Eylül'de bildiriyor:" Görgü tanıkları, Katolik Kilisesi'ne sığınan sekiz yüz Hıristiyan'ın, iki Fransız subayın varlığına rağmen bir şekilde katledildiğini anlatıyor. (...) Pek çok kadın ve kız, ağabey ve koca onursuz bir hayatta kalmamak için intihar etti Bu kurbanlar arasında birçok Yahudi ve Avrupalı ​​arasında vardı. Rıhtıma inmeyi başaranlar atlayarak karadaki dehşetten kaçarak boğuluyordu. "

Hayatta kalanların ve görgü tanıklarının anlattıkları, İzmir felaketi sırasında Hıristiyanların intiharlarının, dinlenen cinnetlerde, duydukları kalanların ve görgü tanıklarının anlattıkları bir yanıt verildi işaret ediyor. 
Gelecek ortaya çıktı bu tür intihar vakalarında, intihar fikri genelde bir anda oluşur ve hemen ardında da eylem gelir. Dinî-psikolojik ve davranışsal düşünceyle ortaya çıkan, patolojik olmayan bir tepki ortaya çıkar. Bu tür dürtüsel intiharlarda, intihar yönteminin seçiminde, tarihî-kültürel, sosyal-dinî ve estetik unsurlar belirleyici olur ve intihar eylemi, stereotip sahnelerle birlikte uygulanir

Kaynak: Agos